Share

Anamı kaybettim kelimeler kifayetsiz kalıyor…

Daha önce tanıdığım insanlar öldüğünde yazarak anlatırdım. Ölümle arama kelimeler koyabildiğim bir mesafe vardı. Kaybedilen başkasının yakınıydı, acı da bana uzaktan değiyordu. Bu yüzden şiirler yazmak, hüzünlü metinler kurmak mümkündü; duyguyu kontrol edebiliyordum.

Annem öldüğünde ise yazamadım. Çünkü bu kez ölüm bir kavram değildi. Hayatın içindeydi. Evdeki sessizlikte, eksilen alışkanlıklarda, sesini duymadan geçen ilk günlerdeydi. Ölümle aramda ilk kez hiçbir mesafe kalmadı.

Annem hayattayken dua ederken Allah’a ellerimi açıp “Allah’ım, ömrümden al anneme ver” dediğim zamanlar oldu. Bunu duyup bana kızan dostlarım da oldu. “Böyle dua edilmez,” dediler. Belki haklıydılar, belki değillerdi. Ama o cümle bir akıl cümlesi değildi; bir çaresizlik cümlesiydi. Bir evladın, annesini kaybetmemek için kurabildiği en saf, en hesapsız dilekti.

Yazmak zorlaştı, çünkü yazmak olanı kabul etmek anlamına geliyordu. Kelimeler netleştikçe kayıp da netleşiyordu. Bu yüzden sustum. Daha önce çok rahat kullandığım cümleler bu kez gelmedi; çünkü acı artık başkasının değil, doğrudan benimdi.

Anne kaybı yalnızca bir insanı kaybetmek değil. Dünyadaki yerini, dayandığın duyguyu ve “ne olursa olsun annem var” düşüncesini de kaybetmek. İnsan bunu anlatmaya çalıştığında cümleler eksik kalıyor, duygular yarım kalıyor.

Zaman geçtikçe şunu fark ettim: Yazamamak bir eksiklik değilmiş. Bazı kayıplar önce insanın içinde yaşanıyor. Kelimeler daha sonra geliyor. Ben de ilk defa ölümü gerçekten hissettiğim için sustum. Ve ilk defa bu kadar canım yandı.

Allahım gani gani rahmet eylesin Rabbim mekanını cennet eylesin. Amin…

15 Okuma Sayısı

Ayrıca şunları da beğenebilirsiniz